“SINIFSAL DÜŞÜNMEK” SINIFTA KALDI!

mevlut

İnsan sosyal bir varlıktır; yalnız yaşayamaz!” derdim öğrencilerime. “O nedenle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz!” Bu sözü o kadar çok kullanmış olmalıyım ki bir söze “İnsan…” diye başlarsam, öğrencilerim devamını getirirdi ve birlikte gülerdik.

İnsan sosyal bir varlıktır. O nedenle ne kadar kendimizi yalnızlığa çekmeye, kimsesiz bir ortamın dinginliğini özlediğimizi dillendirmeye eğimliysek de bu bir düş olmanın ötesine geçemez.

Evden şu bizim dertleşme, söyleşme mekânımız olan kavlangaların altına giderken yolda rastladığınız sekiz on kişi ve sekiz on selamlaşma kimi kez sizi öylesine yorar ki kavlangaların altına vardığınızda halsiz kalırsınız!

Sosyalist düşünce, “sınıf bilinci” üzerine kurulu bir bütündür. Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmin temel ilkeleri ve bilimsel önermeleri bizim düşünce yapımızın temelidir. EmekSermaye çelişkisinde safımız emeğin yanıdır! Emeği temsil eden toplumsal katman, kol ve beyin gücünü satarak geçimini sağlayan kesimdir. Biz buna “İşçi Sınıfı” deriz. Bizim yolumuz, işçi sınıfının yani kol ve beyin gücünü satarak geçimini sağlayan emekçi insanların yoludur! Biz, baskıya, sömürüye, hukuksuzluğa ve eşitliksizliklere karşı savaşarak yürürüz bu yolumuzu!

Üstteki literatür bilgilerini sürdürürsem bu yazıyı yarıda keserek okumayacağınızı biliyor ve kısa kesiyorum. Literatür bilgilerini neden yinelediğimi yazayım da yazı amacına ulaşsın.

Yaşadığımız şehirde sosyal çevremizi oluşturan ve kendisine üstteki literatür bilgilerini atfeden geniş bir çevrem var. Masa başı devrimciliğinde herkes Fidel Castro! Ne hükümetler yıkılır da yenileri kurulur! İnsan haklarından, emeğin mücadelesine kadar edilmeyen söz, kesilmeyen ahkâm kalmaz!

Ne ki teorideki bu atıp tutmanın, pratikte ölü olduğunu yaşayarak görmek benim gibi “kıl” kişilerin dikkatinden kaçmaz!

Şimdi üstte yazdıklarımı kişi adlarını vererek örneklemeye başlasam inanın cenazemi kaldıracak on kişi ya kalır ya kalmaz!

Emek”, “Devrim”, “Sosyalizm”, “Hak, hukuk ve adalet”, “Mücadele” gibi değerleri diline pelesenk eden dostlarımın, şehrimizde yaşanan en temel sorunlar karşısında bolca dut yemelerini, gözlerini yummalarını, “Yahu hoca, sen de şimdi…” diye başlayan tümceler kurmalarını ben “Politik ve düşünsel sekterlik!” olarak adlandırıyorum. Söz ve düşünce, pratikle örtüşmediğinde, edilen laflar, V.İ. Lenin’in deyişiyle “Devrimci lafazanlık”tan öteye geçmez!

Pekiyi…

Biz kime güvenip, kime sırtımızı yaslayarak sosyalizm mücadelesi vereceğiz? Bugünün en basit, en sıradan ve en hafif sorunları karşısında yalpalayan dostlarımızla nereye kadar gidebiliriz?

Kapitalist sistemin sağladığı en küçük, en sıradan ve en değersiz kayırmaları karşısında edilginleşen yol arkadaşlarımıza nasıl güveneceğiz?

Uzattım biliyorum. O halde bitiriyorum.

Masa başında asıp kesenlerin toplumsal mücadelenin neresinde olduğunu sorgulayın yeter!

 

HER ŞEY “NÖ GÖZEL!” DEĞİL!

Buradan doğru uzak şehirleri, uzak ülkeleri, uzak konuları yazmayı, keskin önermelerde bulunmayı bir tür alıcısı belirsiz tuhaf mektuplar olarak görüyorum. O nedenle yaşadığım yeri yazmayı yeğliyorum çoğunlukla. Yaşadığım mahalleyi, yaşadığım şehri, yaşadığım köyü, yaşadığım doğayı… Öyle ya herkes evinin önünü süpürürse…

Belediyelerin görevleri; “İmar, su, kanalizasyon, ulaşım, kentsel alt yapı, çevre ve sağlığı, temizlik ve katı atık, zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma, şehir içi trafik, ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar, kültür ve sanat, turizm ve tanıtım…” diye sıralanır.

Bu bağlamda Çaycuma’ya bir göz atalım derim;

1-Kent mobilyaları” olarak adlandırılan sokak ürünlerinin tamamına yakını bakım, onarım ve temizliğe muhtaç! Oturakların ara tahtaları kırık, cilasız ve aşınmış durumda.

2-Çocuk parklarındaki oyun araç gereçlerinin bir kısmı tahrip olmuş ya da kaldırılmış.

3-Caddelerin sağlı sollu yaya kaldırımları pislik içinde. Otlar zemini kaplamış.

4-Çöp konteynırları tahrip olmuş durumda. Çoğu yerde yaya kaldırımının ortasında. Yanına yöresine yığılmış diğer çöplere ilişkin hiçbir önlem ya da çalışma yok! Birçok yerde ara sokakların konteynır olan kesimlerindeki yol çöplük alanı olarak kullanılıyor. Bu türden örnek ve eksiklikleri çoğaltabilirim ama sanırım anlaşıldı.

5-Şehirde kontrol edilemez bir ses kirliliği var. Egzoz ayarsız araçlar, merkezde trafiğe kapalı alanlarda fink atan motosikletler, cami ve belediye hoparlörlerinden çıkan canhıraş sesler, gün ve saat gözetmeksizin süren inşaatlardan gelen gürültüler…

6-Yaya kaldırımları, parke taş döşeli araç yolları ve trafiğe kapalı şehir merkezindeki alanlarda bulunan kaldırım taşlarının önemli bir bölümü yerinden oynamış durumda. Yağmurlu havalarda üzerine basıldığında su fışkırtan bu yollarda yürürken satranç oynadığımızı kime anlatalım bilmiyorum.

7-Yaz boyunca haftada en az iki kez sular kesildi. Bunun nedenini ve çözümlerini suyun tonuna 6,4 TL ödeyen bir yurttaş olarak ben değil, bu şehri yönetenler bilecek ve çözüm üretecek. Biz sizi ışıklı köprü, işlemeyen varagele, ahşap külliye, babanızın eski evini yapasınız diye değil, musluğundan temiz ve sürekli su akan bir şehir sağlayın diye seçtik!

8-Katlı otoparkın önünden kalkıp eski Sebze Pazarı alanına kadar gelip giden elektrikli çekekle, vagonlu çekek artık görülmüyor! Hayrola ne oldu?

9-Bu şehirde ikide bir zırt pırt elektrikler kesiliyor. Evet, haklısınız, enerji dağıtımı doğrudan sizin sorumluluğunuzda değil ama devletin ilgili kurum ve kuruluşlarını görevlerini yapmaya davet edecek ve bu baskıyı oluşturacak makamdasınız. İmar konusu olunca telefonlaştığınız vekili, enerji sorunu için de arasanız nasıl olur?

Neyse… Yazacak ayrıntı çok ama uzatmayayım!

Yorum sizin.

Bu şehrin sokakları, ana caddeleri, yolları, alanları artık gittikçe pejmürde duruma geliyor.

Eminim benim gördüklerime ekleyecek çok sözünüz ve ayrıntıları vardır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *