SEÇİM DEDİĞİNİZ…

mevlut

Seçim dediğiniz gerçekten seçim midir? Yoksa mankenin dediği gibi üç okumuşu beş okumamışa eşit kılma operasyonu mudur? Sandığın eşitliği gerçek midir, sanal mı? Bu seçim konusunda Japonlar mı daha doğru düşünüyor, biz mi?

Bir adam bir parti kurup başına geçer. Sonra kendine biat edecek adamları, kadınları seçer ve bardak dizer gibi önümüze sıralar. Hangisinin başta, kimin ortada, kimlerin kuyruk tarafında olacağına o karar verir. Biz sandığa gider öndekileri seçeriz. Görünüşe göre irademizi kullanırız ama bizim Sebze Pazarı esnafının yaptığı gibi tezgâhı ellemeden yapılan bir seçimdir bu! Çürükler çarıklar, hamlar çürümüşler hangileridir bilme olanağı verilmez bu seçimde!

Biz buna seçim deriz! Onlar, mecliste alınacak kararlarda kendi özgür iradelerini değil, seçildiği partinin başındaki kişinin iradesini yansıtır ancak! Biz buna seçim deriz! Sonraki seçim listesine girebilmek, ülkelerarası dostluk gruplarına yazılıp beleş gezip tozabilmek, devlet gücünü kendisi, yakını, tanıdıkları için kullanabilmek, kapısı sürücü tarafında açılan makam arabasına binebilmek, adının önüne yapıştırılan “sayın” sözcüğünü işittikçe gerinip gönenen bir adamın, özgür iradesinden ödün vermesi hiç de önemli bir ayrıntı değil canım! Ne olacakmış yani?

Seçim dediğiniz…

Neyse, uzattım! Özür…

 

YAŞAYAMADIĞIMIZ ÇAYCUMA!

Bakmakla Görmek arasındaki farkı ta ortaokul kitaplarında işlemiştik. Dönemin tembelleri bu iki kavramın anlamını hâlâ anlayabilmiş değil. Asıl olan bakmak mıdır, görmek mi? Bakan kör kimlere denir?

Bakmak; iki boyutlu, görmek; üç boyutlu anlamaktır! Baktığında, üçüncü boyutu yani “hakikat”i görebiliyor musunuz? Yoksa “gerçeği” hakikat sanarak üzerine atlıyor musunuz? Yani tek tümcede yazarsam; “Bakmakla, görmenin neresindesiniz?

Yaşadığımız kent Çaycuma’ya bakınca ne görüyorsunuz?

Gördüğünüzü düşündüğünüz şey gerçek midir, hakikat mi?

Bu iki kavramın arasındaki felsefi anlamı bilmiyorsanız, “Hocam, bu iki sözcük de aynı anlamda değil mi?” dersiniz. Tıpkı “hareket” ve “harekât” kavramlarında olduğu gibi!

O zaman şöyle yapalım…

Bir çiçek saksısı düşünün. İçinde kocaman çiçek olan güzel bir saksı! O saksıya baktığınızda ne görüyorsanız,  o gördüğünüz gerçektir!

O çiçek saksının arkasına, yani sizin görmediğiniz yüzüne konulmuş bir bardağı göremezsiniz. Bir başkası onu görüp “Senin gerçekliğin vazo ve çiçektir ama hakikat; vazo, çiçek ve arkasında senin göremediğin bardaktır! İşte bu hakikattir!” der.

İçinde yaşadığımız Çaycuma’da büyük çoğunluk gerçeği görüyor! Hakikati değil!

Uzun zamandır hakikatleri yazdığım için gerçeği gören birçok kişi bana şaşı bakar oldu. Bu şaşı bakma, yalnızca bakmayı getirdi; görmeyi değil.

Bakmak; gerçekliktir. Görmek; hakikat!

Bu halk, gördüğü gerçekleri hakikat sandığı sürece idam sehpalarını kurup Deniz Gezmiş’leri asmayı sürdürecektir!

Daha garip ve acı olanı, bu halk önce asar, sonra mezarı başına gidip ağlar!

 

MİSKET ELMA, GOLDEN ELMA!

Misket elma çoğunlukla dağlarda, dağ yamaçlarında, bakir alanlarda yetişir. Geç olgunlaşır. Serttir. Alı al, moru mor, albenisi güçlüdür.

Dalından koparıp yiyemezsiniz misket elmayı. Dişinizi zorlar, dilinize tatlı gelmeyebilir, olgun bulmayabilirsiniz. Dirençlidir, kabuğu kalındır, çabuk çürümez, sağlam durur. Saklanabilir!

Misket elma, tadını, kıymetini, değerini bilenler için vazgeçilmezdir!

Bir de Golden elma var! “Gold” altın demektir. Sanırım elmanın adı buradan gelir. Sarıdır alabildiğine! Dalında gösterişlidir. Koparıp yiyebilirsiniz. Dişinizi, diliniz damağınızı zorlamaz, tat alırsınız. Ancak güvenmeyin ona! Anlıktır, günlüktür! En çok haftalıktır! Aylık ya da mevsimlik falan değildir. Saklamaya kalkarsanız önce gevşeyip yumuşar, sonra ekşiyerek çürür!

NK Şiir Evinin yukarısındaki yamaç tarlada misket elma ve sirkelik yaban elma (Biz ona acamuk deriz!) ağaçlarını görünce çok sevindim. Sahipsiz ve kimsesizdiler ve üstelik ağaçları pıtrak gibi elmayla doluydu.

Her ikisinden de bolca hasat yaptık. Acamuk elmadan iki büyük kavanoz sirke kurarken, misket elmayı saklamak üzere evimizin ışık ve ısıya uzak bir bölümüne sakladık. Kışın kar yağarken yiyeceğiz!

Bütün bunları neden anlattım?

Ben misket elmayı; dirençli, dik duran, sağlam kişilikli insanlara, golden elmayı da anlık yaşayan, uzun vadede çok da geçerliliği olmayan, gevşek yapılı insanlara benzetirim.

Bize her iki elma da gerekli ama hangisi derseniz; açık ara Misket Elma derim!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *