DÜNYAYI BOZDUK!

mevlut

2020 Yılının güz mevsiminde hep birlikte feveran ediyorduk; “Yağmur yağmıyor! Kış gelmiyor!” Tedirgindik ve yağmur yağsın, kış kışlığını yapsın istiyorduk.

Kapitalizmin kabalığında yaşanan dünyayı talan eden insanlık, doğayı akılsızca talan ederken mevsimleri de bozdu! Virüs salgınından kansere, orman yangınlarından suların kurutulmasına kadar bir suçlu arıyorsak; o suçlu biziz! O suçlu eğitimi ve kültür-sanatı yok eden kaba insanlıktır! Bu fütursuz çoğunluk bir çekirge sürüsü gibi yaşadığımız gezegeni talan ederken, yalnızca insanlığın değil, tümden canlı yaşamının geleceğini de yok etmektedir!

Dünyayı bozduk! Kapitalizmin çanak yalayıcılarını ve sömürünün çarklarını defetmeden kurtuluş yok! Barış, yalnızca çocuğa konulan cici bir ad olmaktan çıkıp insanlığın şiarı olmadan kurtuluş yok! Gör bunu ey insanlık! Kaba sömürüyü yok etmeden, senin doymazlığını gemlemeden kurtuluş yok!

SOSYAL MEDYA AHLAKI!

Facebook ve Twitter sosyal iletişim ağlarını kullanıyorum. Facebook’u etkin kullanırken, Twitter’in iyi bir izleyicisi durumdayım. Artık resmi ve gayrı-resmi haber kaynaklarına güvenmeyenlerdenim. Ben de doğru ve gerçeklerin haberini kaynağından ham olarak almayı yeğliyorum. Televizyon hareciliği ve yönlendiriciliği bizim eve pek giremiyor!

Sosyal medya elbette kontrolsüz bir alan! Öylesi paylaşımları, öylesi şaşkınlıkla izliyorum ki çoğunlukla “Yuh!” diyorum. Toplumumuzun ve dünya insanlığının ortak değerlerine gönderme yaparak kendini temize çeken öyle insanlar tanıyorum ki öylelerinin yüzüne tükürmek istiyorum!

Adam hırsız, adam yalancı, adam sahtekâr, adamın çıkarı için girmediği kılık yok; Deniz Gezmiş için, M.K. Atatürk için, sol değerler için övgüler düzüyor!

Bu ve benzeri o kadar çok örnek var ki! Bu ve benzeri o kadar çok zübük var ki!

Çok üzgünüm ama söylemeden geçemeyeceğim; toplumumuz kokuşmuş durumda! Artık kimsenin görüntüsüne, laflarına, şekli şemalına bakıp sempatik davranamıyorum! Hep bir soru işareti lök gibi oturuyor belleğimin orta yerine! İnsana olan inancımı, güvencimi öldürdünüz!

KORALI!

Dostlarım bilirler, birkaç yıldır Koralı romanı üzerine çalışıyorum. Her çalışmamda olduğu gibi bu dosya için de çok ayrıntılı çalıştım. Röportajlar yaptık. Yakın uzak insanların yaşanmışlıklarını harmanladık. Askeri kaynaklardan döneme ilişkin kronolojik bilgiler derledik. Döneme ilişkin yazılı kaynakları karıştırdık. (Bu arada, kitap bir savaş kitabı değil!) Yaklaşık bir yıldır da roman dosyasının yazımı üzerine çok yorucu bir çalışma içindeyim. Yalnızca ben değil, en az benim kadar Cengiz Keskiner ve Tuna Ölger de yoruldu. Kapak görseli zorlu bir süreç sonunda şekillendi. Kapak çalışması gene ayrıntılı ve titiz bir çalışmayla tamamlandı. Roman dosyası üzerindeki “son okumalar” sürdükçe sürdü! Tuna’yla yaptığımız uzun telefon görüşmeleriyle, benim gözümden kaçan küçük ayrıntılar, çapaklar giderildi. Ve geldik finale!

Koralı romanı birkaç hafta sonra yayımlanmış olacak. Kitabı elime aldığımda üzerimden büyük bir yükü daha atmanın rahatlığını yaşayacağım. Her zaman olduğu gibi yineliyorum; Umarım, attığım taş, ürküttüğüm kuşa değmiş olur!

“SUSMA, SUSTUKÇA…” DEMİŞTİK!

Susma! Sustukça sıra sana gelecek!” diye çok slogan attık. Toplumu duyarlı olmaya çağırdık. Yakından uzağa, bilinenden bilinmeyene, parçadan bütüne bakmayı, görmeyi, anlamayı önerdik! Sesimiz kime ulaştı bilmiyorum ama yaşananlarda çok da bir yenilik yok!

Kendi çıkarının üçte birini toplum çıkarına çevirse, büyük badireleri yaşamayacak olan toplumun müstahak oldukları artık beni şaşırtmıyor!

Yaşamımda üç cümle kurup görüşmediğim ve tanımadığım insanlar nereden buldularsa telefonla arıyor. Sırasıyla şu üç cümleyi kuruyor; 1-Hocam, tebrik ederim! 2-Hocam, siz bir kahramansınız! 3-Hocam, ben paramı nasıl geri alabilirim?

Ne diyeyim ben size ha? Ne diyeyim ben size?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *